baris70x100

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sanat, belirli bir bakış biçimi ileten, kendi dünyasında varoluşu sorgulamak, sorgularken gizin devamlılığını sağlamak ve yeni sorularla baş başa bırakmaktır…Sanat, insanın içine bakışını ve yaşamın geri planını, öz arayışını temsil eden sembolleri kullanmaktadır. Son derece kolektiftir. Birkaç kişiye değil birçok kişinin bilinçdışına dokunur. Sanatın görünende görünmeyeni aramak olduğunu kabul edersek, nasıl felsefe ve bilimin bu arayışı gerçekleştirmek adına kullandığı diller varsa, aynı şekilde sanatın da böyle bir dili olduğu kaçınılmaz bir gerçektir. Öyleyse bilim ve felsefe dilinin konusunun görünenin ardındaki şey olduğunu söylemek mümkündür. Duyulara konu olan ile bunların ardında bulunduğunu sandığımız/aradığımız şeyin birbirleriyle ilişkisinin ne olduğu, görünmeyenin görüneni açıklayıp açıklamadığı sorusu, yalnızca felsefe ve bilimin değil, kendine özgü yollarla sanatın da meşgul olduğu bir sorudur.

Sanatın dili söz konusu olduğunda mantıksal değil, olguyu metaforlar yoluyla kendine nesne yapan öznel bir dilden söz edilecektir. Bu öznel dilin neyi anlattığı/neyi nesne kabul ettiğidir. Bu amaçla sanatçı yeni kalıplar ve biçimler üretmektedir. Paul Klee: “Sanat görüneni yansıtmaz, görünmeyeni görünür kılar.” demektedir. Başka bir ifade ile sanat eseri bir şey temsil eder, ama temsil ettiği şey görülen ve duyulan dünyanın taklidi değil bu malzemeyi kullanarak nesnelerin yer aldığı toplumların yaşam biçimlerini ve kültürlerini, onların problemlerini, mücadele ettikleri konuları, bu alanda seçtikleri yöntemleri, elde ettikleri sonuçları, sahip oldukları hayat felsefesini ve var oluş nedenlerini aktarmaktadır.

Sanatçılar bir görsel sanat nesnesi üretirken, sanat kuramcıları, bu nesneyi anlatmak ya da desteklemek için yazılı bir gösterge dili geliştirmişlerdir. Sanat dili sanatsal algı ve yaratım esnasında bu sürecin kodlanarak göstergeler sistemiyle, düz ve yan anlam olarak iletişime geçtiği bileşken bir parçasıdır. Görsel gösterge somut bir gösterenle (biçim) soyut bir gösterilenden (anlam, kavram) oluşur. Kagan’a göre; “Sanatsal biçim, birbirinden farklı ama diyalektik olarak birbiriyle bağıntılı iki işi görmek zorundadır: birincisi, sanatsal bir içeriğe cisim verme; ikincisi, başlı başına bu içeriği iletme. Demek, sanatın iletişimsel bir işlevi oluşu, sanat biçiminin yalnızca kuruluşsal-estetik bir özellik değil ama aynı zamanda, bir gösterge özelliği de taşıdığını ortaya koymaktadır.”

İlk çağlardan bu yana resim insanın temel uğraşlarından biri olmuş, doğayı, insanları, olayları belgeleme hedefi içinde betimlemeyi sürdürmüştür. Fotoğrafın icadından sonra resim sanatı nesneleri bize tanıtan bir takım simgelerin, şifrelerin, işaretlerin, çizgi, ışık ve renklerin yeni dünyasına geçiş yapmıştır. Bu durum fotoğrafın belge işlevinde yerini korurken aynı zamanda kendine özgü bir anlatım dili geliştirmiştir. Belge işlevini bir yanılgı olabileceğini fotoğraf ile yakından ilgilenen herkes bilmektedir. Çünkü fotoğraf makinesi teknik bir araçtır. Fotoğraf tekniği, anlatıma katkıda bulunmak üzere, kullanılması gereken araçtır ve belirleyici olan fotoğrafçının, fotoğrafta kullandığı dildir.

Fotoğraf aynı zamanda farklı tekniğin ve malzemenin birlikte kullanımıyla ortaya çıkan sanat/teknoloji arasındaki sorunlu ilişkinin üstesinden gelmiştir. Fotoğrafın sıra dışı bir çizginin içinde yer alma nedeni, yapıttaki söylem ve malzeme dilinin farklılığıdır.

Fotoğrafı anlamlandırmada, önbilgi, kişisel hayal gücünün, pozitivist–yaratıcı düşünce, çalışma, deneyim, esin, sezgi, kültür, biçem ve daha sayılamayacak pek çok verilerin etkisi olduğu açıktır. Fotoğraflarında diğer plastik sanatlarda olduğu gibi izleyici tarafından algılanması kültürel birikimleri gerektirmektedir. Sanatçının gösterge ve uzlaşımlara aykırı bir dili tercih etme olasılığı gibi, izleyicinin de bunları algılaması farklı düzeylerde gerçekleşebilir. Anlamın çok yönlülüğü de bu noktada ortaya çıkmaktadır. Öyleyse Sanatın dili yani sanatsal göstergeler, sanatçının kendi düşünce ve duygularını dile getirmesi açısından genel ve mutlak zorunlu bir öğesi olup, onsuz hiçbir sanat tarzı düşünülemez. Sebastiao Salgado: ‘’Benim bir fotoğraf tarzım var. Elinizde bir mekân vardır, bir fotoğraf makinası, bir kare ve sonra saniyenin bilmem kaçta biri. Çok içgüdüseldir. Yaptığınız saniyenin küçük bir parçasında olup biter, oradadır ve sonra orada değildir. Ama saniyenin bu küçük parçasında geçmişiniz çıkagelir, geleceğiniz çıkagelir, insanlarla ilişkiniz çıkagelir, ideolojiniz çıkagelir, nefretiniz ve sevginiz çıkagelir: Hepsi, saniyenin bu küçücük parçasında, fotoğrafta kristalleşir.’’ der ve fotoğrafın diline etken unsurları dile getirir.

Sanatsal fotoğraf üretenler kendi tarzını oluşturur. Motif 54 postminimalist bir çalışmadır. Minimalizm akımına uygun olarak bu fotoğrafta renk sınırlıdır, malzeme tektir ve yalındır. Azdan çoğa “Less is more” ulaşılmaya çalışılmıştır. Postminimalizm eğilimde minimalizm akımına göre daha esnektir. Zıtlıkları barındırmaktadır. Nü ve Anadolu motifi postminimalist eğilime gerektirdiği gibi zıtlıkları ve katı kurallardan sıyrılmıştır. İnsan bedeni minimalizmin kabul ettiği bir durum değildir. Fotoğrafın sanat dili, düz anlamsal olabileceği gibi gösterge boyutu ve yan anlamsal olarak gönderme yaptığı, çok yönlü ve doğurgan yorumları içinde bulundurabilmektedir.
Gombrich, yapıtın gerçekleştirildiği dönemin toplumsal ve tarihsel koşullarının araştırmacı tarafından göz önünde tutulması gereken olgular olduğuna inanır. Bir sanat eserinin yorumu, eserin kendisi kadar, yorumlandığı çağın anlayışına da bağlıdır. Biçimin yapısını oluşturan nitelikleri belli bir içeriğe uygun olarak yansıtan ise üsluptur. Üslup, sanatçıları birbirinden ayıran şeydir.

Sonuç olarak; sanatın ortak dilinde ister sözcük sanatındaki gibi doğrudan kullanılmış, ister yan anlam olarak yerleştirilmiş veya dönüştürülmüş ya da doğaya ilişkin bir kavram olarak yerleştirilmiş olsun, sanatçının düşünceleri her defasında temel olmuş ve dayanak noktasını oluşturmuştur. Sanatçının, kullandığı dili farklı açılardan ifade etmekteki asıl amacı, göstergeleri bir yapı taşı gibi kullanarak hayatı, dünyayı sorgulamak ve sorgulatmak olmuştur.